20 Mayıs 2009 Çarşamba

The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford (2007)


Brad Pitt'in oyunculuğunun zirvesine çıktığı, Casey Affleck'in ise o ince ve narin oyunculuk ayrıntılarıyla izleyicilerin akıllarına kazındığı ağır, durağan, sıkmayan, "yapılan değil, yapılmayan şeyler yüzünden" diyen, taş gibi bir film. Film, western tarzı bir film olmasına karşın çok hareketli geçmiyor ancak çok gerçekçi çatışma sahnelerini barındırıyor. Zevklerle renklerin ayrıldığı bir film bu bence. Film hakkındaki duyduğum ve okuduğum yorumların çoğunda film sıkıcı ve durağan bulunmuş. Buna karşın filme kapılıp, etkisi altında kalan da bir o kadar izleyici var gördüğüm kadarıyla. Bu durumun o an içerisinde bulunulan durum ve düşünce yapısı ile alakalı olduğunu düşünüyorum. "Anlamaya çalışmak"ın insanı mutluluğa götürdüğünü bilenler ve özellikle bilinçli sinema izleyicilerinin bu filmi beğendiği aşikar. Yine de filmi beğenmeyenlere bilinçsiz izleyici demek yanlış olur... Filmde, gördüğüm en iyi karakter çözümlemelerinden biri yapılıyor ve gerçekten Caser Affleck sergilediği performansla "Bu adam bence abisinden daha iyi" dedirtiyor. Tabii abisinin(Ben Affleck) de hakkını yemeyelim burada ama kardeşi de en az onun kadar iyi bir oyuncu(ayrıca daha yakışıklı). Kanun kaçağı ve soyguncunun nasıl insanlar tarafından sevildiğini ve hatırlandığını ve bu kötü adamı öldürenin ise mükafat beklerken bir kenara itilip korkaklıkla suçlandığı bir film. Filmi boş zamanınız varken izlemenizi tavsiye ediyorum.



Konuyu açmamın asıl sebebi ise filmin soundtrack'ları...

Eğer edinme şansınız olursa dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Nick Cave & Warren Ellis ortak çalışması olan albüm, dinlediği müziklerin neredeyse tamamı ost olan birisi olarak benim, son yıllarda dinlediğim en kaliteli albümlerden birisi. Öyle hoş parçalara imza atılmış ki sizi alıp önce filme götürüyor ardından da bambaşka ıssız diyarlara. Sanki bir kırda at üzerinde salına salına giderken kafanızda şapkanız yana eğimleniyor ve ağzınızın bir kenarındaki sigaranızı/puronuzu diğer kenarına alıyorsunuz. Saatlerce dinlenebilir... Dram ise dram, ihanet ise ihanet, hüzün, umut, hayal kırıklığı... Filmi izlediyseniz tekrar yaşatıyor, izlemediyseniz size filmi anlatıyor bu albüm. Sözün özü, yavaş ve uzun film sevmem diyorsanız size en azından filmin müziklerini dinlemenizi tavsiye ederim. Saygılar...

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Bir Alıntı...

Eğer linux altında çalıştırdığınız bir CA0106(sound blaster audigy se) ses kartınız ve 5+1 hoparlör sisteminiz varsa ve ses çıkışında problem yaşıyosanız(ör. 5.1 yerine 2.1 almak gibi) aşağıdaki makale işinize yarayabilir. Benim işime yaradı(ubuntu 8.10 altında). Buyurun...


Ubuntu ca0106 Audigy SE sound card working with 5.1

Posted in Apple/BSD/Linux, Debian/Ubuntu/LinuxMint on Aug 04, 2008

I decided to finally install Ubuntu 8.04.1 on my desktop today. One issue I seem to always have with a new Linux distribution is trying to figure out how to get surround sound to work with my sound card. My desktop is currently using the Creative Audigy SE sound card (ca0106) which can be very un-Linux friendly.

With Arch and Gentoo Linux, I was able to get surround sound on all five speakers with the following .asoundrc file:

pcm.!dmix {
type plug
slave {
pcm surround51
channels 6
}
}
pcm.!default {
type plug
slave.pcm “dmix”
slave.channels 6
route_policy duplicate
}

In Ubuntu, I was not getting surround sound with the above file. I decided to copy it to /etc/asound.conf to make the settings system wide. When I rebooted Ubuntu, I got surround sound when the login screen (gdm) popped up but once I logged in, only three speakers were working.

Then I found this post:

http://ubuntuforums.org/archive/index.php/t-586411.html

crudolphy came up with a solution that suggested adding:

load-module module-alsa-sink device=”surround51″ channels=6 sink_name=sur51

to /etc/pulse/default.pa

It worked for me and should work for others as well. Now I have surround sound :-)

Kaynak

12 Mayıs 2009 Salı

Bir çocuğun öğrendikleri...

Türkiye gündemini yakından takip eden çocuğumuz bakalım neler öğrenmiş...

Bence en önemli şey Amerika. Her şeyi Amerika yönetiyor. 11 Eylül’ü de Amerikalılar yaptı, ampulü de onlar buldu. Ama Ay’a çıkmadılar.

Babam dedi ki “bunların topu serbest pazarcı”. Bence çok haklı. Pazarcı olmamalıyız. Anne-babamızı üzmemeliyiz.

23 Nisan çok önemlidir. Padişah Amerikalılar’a sığınmıştı. Sevr Antlaşması imzalandı. Ermeniler Doğu’yu, Almanlar Alanya’yı, Kürtler Güneydoğu’yu, CHP Ege’yi aldı. Bunların hepsinin arkasında Sabetaycılar vardı ve hepsi bize düşmandılar.

“Ben Yahudi değilim” diyenlere güvenmemeliyiz. “Ben Yahudiyim” diyenler Yahudi, “değilim” diyenler Sabetaycı, başkalarına Sabetaycı diyenler Ergenekoncu, başkalarına Ergenekoncu diyenler Fethullahçı, kendilerine Fethullahçı diyenler de Burç FM dinleyicileridirler.

Düşmanlarla savaşan Atatürk Deniz Baykal’ı denize döktü ve inkılaplar yaptı, Deniz Baykal Girit’e sığındı.

3 Mayıs 2009 Pazar

Blog serüvenim

Fazla olmadı not tutmaya başlayalı. Bir kaç platformda yazı yazmaya, not tutmaya ya da en azından aklıma gelen bir kaç satır karalamaya çalıştım ama yapmaya çalıştığım şey için tam olarak uygun değillerdi. Burası şu an en uygun olan yer. Umarım iyi sonuçlara vesile olur.